31 Ara 2010

Bir yudum huzur ve mutluluk ödünç verebilir misiniz bana? Bende olunca sonra geri öderim her ikisini.

Yeni yıl mı? sen yoksun. Senin yokluğunu başkası alıyor aslında ben herifin kalbine zorla kendime yer açıyorum.

Hayatım da aileymiş, arkadaşmış, dostmuş, sevgiliymiş bu gece anladım benim kimsem yokmuş. Yalnızlık yüreğimi kemiriyor. Canımı acıtıyor. İnsan her gün ayni acıyla ölür mü?

Bu sene iyi geçmedi. Asil yıllın sonunda yazaliyim iyi ki gelmişin diyivermeliyim.

Tanıştıktan sonra değil de aylar sonra karşısına geçip "tanıştığıma gerçekten memnun oldum" diyebileceğim insan istiyorum.

Bir yudum huzur ve mutluluk ödünç verebilir misiniz bana? Bende olunca sonra geri öderim her ikisini.

Biliyorum ben salağım çok şey istiyorum. Beklentilerim büyük olunca gerçekleşmediğinde üzülürsün, üzülmek istemiyorum. Artik beklentim yok.

klasik yeniyil şarkim

benim de mi? kulağıma yalan kaçmış doktor doktor

Tuna Kremitçi-İclal Aydın evlenmişti, fakat bikaç ay önce boşandılar. Adam ayrıldığı karısına geri döndü. İclal Aydın köşesinde aşağıdaki yazıyı yazmıştı.

Kulağımın içi kaşınıyor.

Felaket. Önce azar azar başlıyor kaşıntı,geceleri. Sonra artıyor.Kaşımak da bir zor ki kulağın içini. Bir türlü geçmiyor. 'Ne yapsam acaba?' diyorum.

Günler geçtikçe daha da artıyor. Doktora gitmeye karar

veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum. 'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?'diye soruyor arkadaşlarım.'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!'

Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. 'Çok iyi doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.' Gidiyorum doktora.Gözlüklü, şirin bir amca. Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor. Şaşırıyorum önce. 'İçinde kaşıntı var' diyorum.'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?' 'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.'

'Nedir?' diyorum doktora.

'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor.

'Nasıl yani?' diyorum.

'Kimin sözleri?'

'Bakacağız' diyor.

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.

'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum.

'Eski sözler' diyorum, 'Ha?' Cımbızın ucu kulağıma

giriyor, canımı acıtmıyor nedense.

'Bir erkek sesi bu' diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum.

Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.

'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor. doktor.

Yalana bakıyorum.

Küçücük bir şey gibi gözüküyor.

'Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş?

Hangi yalan peki?' diyorum.

'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar

kulağınıza kaçabilir.

Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.'

Yalanı tüpün içine koyuyor. Kapağını da kapıyor tüpün. Serbest kalıyor yalan. 'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.

'Yalanmış ha?' diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor.

21 Ara 2010

Bugün 21 Aralık dünyanın en uzun gecesiymiş
ne komik sen gittiğinden beri her gece uzun kimse bilmiyor.

15 Ara 2010

yorumsuz YüksekSes2



Şaka olsun diye cinsel organımı yeşile boyadım. Sevgilim şakayı anlamadı ve penisimi salatalık zannedip hart diye ısırdı! Penisim çok acıdı. Şaka derken durum tam kaka oldu.
Şimdi benim halime ne olacak hocam. RUMUZ: NİYAZİ

CEVAP: geçmiş olsun akilli oğlum! Sevgilin ısırmak yerine doğarıyıp cacık yapmaya kalksaydı hani nice olurdu hiç düşündün mü? Turfanda salatalık sanıp, körpedir bu diye düşünüp kabuğunu soymadan, ortadan ikiye ayririp içine uz bassaydı ne derdin? Halka halka doğrayıp üstüne az limon, az tuz atip yemeye kalksaydı ne yapacaktın? Ne şehittir ne gazi, oğlum Niyazi niye boyadın penisini. Boyan yağlı boya mıydı pastel boya mı? Yeşil oje değildir inşallah? Tinerle mi, alkolle mi, asetonla mı? Isırık kadar silerken kullandığın maddeler de ‘niyazi ’ etmiştir senin penisi. Bu sana ders olsun ve penisini bi daha boyama! Hele sarıya sakin boyama. Muz sanırlar. Muzun seveni salatalıktan çoktur. İlk ısırıkta işin biter. Sonra çok ağlarsın.

14 Aralık 2010 tarihli posta gazetesinde alıntı yapılmıştır.

13 Ara 2010

"Gerçekten BEN KORKMUYORUM" diyebilen var mı?

İnsanların çoğunun kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korktuğunu düşünüyorum. Sevilmekten korkuyor; kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor; sorumluluklar alacağı için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

W.SHAKESPEARE

10 Ara 2010

Aşk biter mi ?


Biter diyen ya yalan söylüyor ya da Eros’un oku kalbi yerine beynine denk gelmiş şaşkın olmalı.

Merak etmeyin bende yeni öğrendim. Söz konusu aşk olunca zaman geçtiği yerleri öpmüyor, üstünü örtüyor. Annemin hali kirlenmesin diye üzerine örttüğü bez parçasından ne farkı var ki.

Unuttuğum ya da bastırdığım duygularla tekrar selamlaşmak hem de yıllar sonra. Sıcak bi merhaba

İnsan her yil ayni ben olduğunu sansa da her yıl farklı biri oluyoruz. Üç yıl önceki tezini kim savunduğunu söyleyebilir ki.

Fark ettim de üç yıldır görmediğim, dört sene önce gerçekten ‘tanıştığıma memnun olduğum’ adama aşıktım.

O adam, aşık olduğum adam değil başka biri.

Deep ve kariliksiz karıya sevgiler, saygılar, hürmetler

Mim konusu: “Şimdi sizden anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum”.

Telefonum: doğum günü hediyemdi. Kolay mı beş sene beraberdik. ne modeller çıktı, kameralıymış, görüntülü konuşmaymış, iphoneymiş, aldatmadım onu. Bozulunca çok üzüldüm. bi telefon deyip geçmemek lazım onunla ağladım onunla güldüm, bazı geceler koynumda uydu. Çok mesaj yazdığım için tuşlarinindaki rakamlar okunmaz hale gelirdi. Şimdi kullandığım telefonun bi anisi yok, bana ait olup bi o kadar da yabancı.

Sevgilimle beraber olduğum her yer cafe olsun, sinema olsun, mağazaya bile başka erkekle gitmem. Tek korktuğum şey Ankara da mekan kalmiycak.

Yeni yıla nasıl ve kiminle girmek istersin?
Herkesin mutluluk takliti yaptığı yerde değil de bir iki kişiyle sıcak, hoş sohbetin yerini alicak bir şey bulamam. Televizyon da dansözün çıkmasını bekliycem harbi bilen var mı ? Kaçta çıkıyor dansöz.

Yeni yılda neler yapmak istiyorsun?
Her birimiz, her sene, farklı insanlar oluyoruz. Yeni benle memnum oldum ziyan etmek istemiyorum.

Yeni yıl sence ne demek?
Diğer günlerden farkı yok. Sade takvim değişiyor. Flash tv’yi açıp yılbaşı halayı çekmek gelir aklıma, her sene yapıyoruz.tey tey tey

Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursun?
Ciddi ciddi bu yıl şiir falan yazar oldum hep bi duygusallık her şeyi olduğu gibi yazsam sıkıldım depresif halimden.
Bitmeyen okulum bitersen çok pis sevinicem.
Berber öleceğim adamı bulmak istiyorum.
İnşallah televizyona çikcam, süper fikirlerim var. Bu sene olcak.

Yeni yıla dair mesajın nedir? Soruyu beğenmedim değiştiriyorum.
Yeni yılda olmasını istedikleriniz?
Herkes mutlu olsun. Aslında insanların mutluluğu umurumda değil yine de mutlu olun. Beklenen dua: Tüm blog alemine İŞ İSTİYORUM allahim, herkes işsiz.
Bi de yorum gönderirken harfler falan çıkıyor ya yapmayın yazık bize. Deliriyorum, küfür ediyorum sonra vazgeçiyorum.

Tek sayıların uğurlu olduğuna inanırım. En azından 2010 kadar boktan olmasa iyi olur.
Deep ve kariliksiz karıya sevgiler, saygılar, hürmetler.

26 Kas 2010

50 First Dates

50 İlk Öpücük 2004 yapımı romantik komedi filmidir. Başrollerde Adam Sandler ve Drew Barrymore yer almaktadır. Yönetmen ise, Peter Segal'dir.

50 İlk Öpücük'ün ana karakterleri seviş-bırak zihniyetinde bir Kazanova olan Henry ile her gece hafızasının silinmesine yol açan ender bir nörolojik rahatsızlığa sahip sanat öğretmeni Lucy.

Soğuk deniz canlıları veterineri olan Henry Roth bütün geleceğini planlamıştır. Hawai'deki Deniz Yaşamı Parkı deniz hayvanlarına bakmadığı zamanlarda, tatil aşkı arayışındaki turistlerin kalbini çalmakla meşguldür. Henry için uzun süreli bir ilişki söz konusu değildir, zira böyle bir şey, 10 yıldır planladığı Alaska'ya tekneyle gidip morsların sualtı yaşamını inceleme hayallerini sekteye uğratır.

Henry, rüyalarını gerçekleştirmeye çok yaklaşmıştır ki, teknesi Sea Serpent (deniz Yılanı) bir talihsizlik yaşar ve Henry kendini Hukilau Café'de bulur. Buradaki müdavimler onu güvenmeyen bakışlarla süzerken, Henry'nin bakışlarıysa müşterilerden güzel Lucy Whitmore'a takılır.

Henry, tek başına kahvaltı eden Lucy'ye görür görmez çarpılır. Genç kızın gözlemeleri metodik bir biçimde kesip mükemmel çadırlar haline getirişi ilgisini çeker ve Henry, ertesi gün tekrar Hukilau'ya gider. Lucy yine yalnız oturmuştur ve bu kez gözlemelerini mükemmel kulübeler haline getirmektedir. Gözleme kabininin kapısı bir türlü kapanmayınca, Henry bu fırsattan yararlanır ve Lucy'nin yanına gidip, kürdandan bir kapı menteşesi yapar.
İki genç gözlemelerden ve deniz memelilerinden bahsederken, Henry, Lucy'ye gitgide daha büyük bir ilgi duymaya başlar. Oralı kızlarla çıkma konusundaki kuralını hiçe sayarak, Lucy'yi ertesi gün beraber kahvaltı etmeye davet eder. Ama bir sonraki gün Café'ye gidip, bir önceki günkü sohbetlerden söz edince, Lucy onun bir tür sapık olduğunu düşünür ve etraftan yardım ister. Henry'nin kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktur. Henry anlar ki eğer Lucy'nini sevgisini kazanmak istiyorsa, hayatı boyunca her gün tekrar sıfırdan başlamak zorundadır.



Her gün hatunu yeniden tavlamak, aşkın boktan bir şey oluğunu tekrar anlıyoruz. Güzel film.

24 Kas 2010

bi gün televizyon kumral kısa saçli yaşindan küçük görünen hatunu görürseniz anlayin aradiği adami kendi hayatinda bulmuşta ona sevdiğini söyleyemiyor

Telefon çalıyor. Numara yabancı, İstanbul.

-Efendim
-Zuhal Topal……

Aradılar oğlum aradılar. Siz bana kiçinizla gülüyordunuz. Şimdi sizi deşifre etmiycem. Yakışık almaz.

Hale bak internette koca bulamadık tv'de bakcaz kısmette diye boşa doldurmadık formu. Eee ne bok yiycem.

Gidiyim ?

Gitmeyim mi?

Bi de Zuhal topal sabah erken sabahta başlıyor. Bilseydim Esra Erol’un programının formunu doldurdum. Dur ya iyice saçmaladim. Deniz hanim gelin dediler. Ciddi ciddi gitmeyi düşündüm. Bi an. İşte o an.

Hayalimdeki koca tipi

Bütün erkekler benim tipim demiştim. Evet hala da öyyylllleee

Tip 1 : 65-70 yaşları arasında zengin olsun hacı boşuna mı evleniyoruz. Mali mülkü, evleri, arabaları, yatları, katları, tükkanlari olsun.(aman unuttuğum bişey olmasın) Evlilik sözleşmesi imzalanmam. Moruk bütün malları bana yapacak. 40 gün 40 gece düğün isterim. Beyaz gelinlik giymen. Ne biliyim pembe, mor falan beyaz olmasın. Hediye paketi kurdelemi de takmak lazim. Herifi ilk geceden öldürürüm, yuuppp biiii zengin olurum.

Tip 2 : 26-30 yaşları arasında düzgün giyinen, kalın dudaklı, bana herkes gibi canım, cicim demiycek sevmem adımla seslenecek, gezeve olacak kafamı sikcek konuşsun ben dinlerim onu, düşü kıllı olacak, elimi değil yüreğimi tutacak sımsıkı, bana inanacağım yalanlar söylecek, ne iş yaptığı önemli değil zaten bende çalışıyorum geçinir gideriz. Belki beni sever, çok mutlu oluruz, çocuklarımız falan olur, İstersen mutlu oluruz seninle, çok şey istemiyorum sevsin beni.

Biri beni durursun. lan istanbulla gelipte Erkan Uğur’un neden geldim İstanbul’a şarkisini söyleyipte gitmek var.

Yazıya başlarken nasıl gülüyordum telefon da nasil konuştuğum kala kaldim adam Deniz Hanim diyor bende tik yok, şimdi sallaya sümük ne kadar dengesizim ben ya.

Yazi biterken çalan şarki: ah müjgan mertkan söylüyor.

15 Kas 2010

Sezen Aksu Şarkıları ve O Kadın Filmi Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum.



Yeşim, varlıklı bir moda tasarımcısıdır. İşadamı Bülent ile uzun zamandır süregelen beraberlikleri evlilikle sonuçlanmak üzere iken, müzisyen Okan’la karşılaşır. Okan’ın sınır tanımaz özgürlük anlayışı Yeşim’i cezbeder. İlişkiler ağı, üç insanın hayatını bilinmeyen bir kadere sürükler. Aşk ve acı arasındaki ince çizgiyi çarpıcı görüntülerle anlatan film, Sezen Aksu şarkıları ekseninde işleniyor.

Yönetmen, Senaryo: Korhan Bozkurt
Oyuncular : Selin Demiratar, Tardu Flordun, Burak Hakkı, Burhan Öçal, Şebnem Dönmez
Filmin Türü: Drama, Romantik
Yapım Yılı: 2007
Vizyon Tarihi: 14.12.2007

Film de yer alan şarkılar kurgu sırasıyla: sızı , erkekler, seni yerler, bir zamanlar deli gönlüm, onu alma beni al , ruhuma asla , her şeyi yak , gidemem , şarkı söylemek lazım ,biliyorsun , unut , herkes yaralı , gelen gideni aratır tutuklu ,yarası saklım , dört günlük bir şey , küçüğüm ve beşik.
Sona doğru: ‘‘Bu hastane bahçesine ikinci gelişim,annem onun gökyüzüne gittiğini söyledi bana artık hep rüyamda göreceğimi ve en güzel haliyle göreceğimi söyledi..bir kadın daha vardı bahçede o da bizim gibi gökyüzüne bakıyordu o gün 3 kadın bakıyordu gökyüzüne babam için..annem ben ve o kadın..yıllar geçti bugün yine aynı bahçede 3 kişiyiz..karısı,kızı,ve ben..üçümüzde onu hep sevicez, hep gökyüzünden izleyecek bizi onu hayallerimizde görücez...en çok kızı rüyasında görecek hayalini..hatta yıllar sonra aşık olduğu adamı babası sanıcak..yıllar sonra o da sevdiği adamı bu bahçede uğurlayacak.. O zaman annesini daha iyi anlıcak, o zaman tanıyacak o kadını. O zaman tanıyacak beni.’’

"bölüşmeye bile razı, ne acı bir kadınlık mirası" diye can acıtan bir cümleyi barındırır.. olunamayan kadını anlatır şarkı. Senin gibi benim gibi kadınları.

‘Seni yerler’ şarkisinin çaldığı sahne allahim beni benden aldı. Nasıl rüya görmek oğlanı benim de yiyesim geldi.

‘Onu alma beni al’ şarkisinin çaldığı sahne kıskançlık tavan yapmış. Filmi boş ver bu iki şarkinin çaldığı sahneler izlenir. Gerisi duygusal benden film eleştirimeni falan olmaz. Zaten ben böyle filmlerde izlemem.

Mal mal âşık oldum .
Her boka ağlar oldum.
Tanrım bu bendeki hal değil,
Ne olur beni ot gibi bırak.

İnanmıyorum. Şiir bile yazdım, en iyisi Elm Sokağında Kabusunu izliyim. Belki eski halime dönerim. Freddy küçükken çok korkardım bu adamdan.

İç sesten tavsiye: sakin aşık olmayın. Her şeye gülen biri oldum. Kendimi tanıyamaz oldum. Mutluluk kolaymış, elimi uzatmayı bilemedim.

12 Kas 2010

Anlamsız bir boşluk içindeyim.
Nereye gitsem kapılar hep kapalı sımsıkı
gidiyim mi kalıyım mı hep muamma
ne kalmak ister bu kalp ne de gitmek
ne yapacağını bilmeden gezer avare avare
gel dese yürümeyecek koşacak
nereye gittiğini bilmeden
yine yanlış yollara
doğru ellerde mutlu mu ki yanlışta mutlu olsun
yanlış ne günah ne
aşkta günaha yer var mı
sen günah mısın ?
gel de gelmeyeceğim
dudaklarının arasından bu kelimeler çıktığında
duymayan kulaklarım duyabilecek mi ?
görmeyen gözlerim görebilecek mi ?
dokunmayan ellerim dokunacak mı ? sana
hissetmeyen kalbim hissedecek mi ?
gittiğin de bilmeden alıp götürdüğün kalbim tekrar atabilecek mi
gittin ve gelmeyeceksin bunu kabul etmek bu kadar zor mu ?
evet, zor
çok zor senden vazgeçmek
zor yıllar geçti sen gideli
ne değişti
artık senin hiç olamam bunu anlayacak kadar büyüdüm
uzun bir yalnızlıktan sonra kocaman bir kadın oldum
ne istediğini bilen istediğini alan
gözyaşlılarına söz geçiren
adını duyduğunda nasıl sel olurdu gözlerim
az mı uyudum ıslak yastıkta sensiz geceler de
yine yalnızım artık ağlamayacak kadar büyüdüm
duygularımı sattım
seni sattım üstüne para bile vermediler
bir tek bende değerin varmış bunu anlamadın
alıştım sensizliğe
önceleri zordu şimdi arada bir aklıma geliyorsun
adını duyduğumda ya da istemesem de söylemek zorunda kalıyorum
sonra hayatın akışında yok oluyorsun
mutlu musun ?
ne yaparsın ? hiç bilmem
artık merakta etmiyorum
beni unuttuğun kesin
acaba ben seni unutur muyum ?
küçük kalbim den çıkıp gider misin ?
tahta kalpli sevgiliyi unutur mu ?
unutacak yeni sevdalara yol açacak
bu kalp sevecek



iç ses yorumu: küfür etme defteri yil 2008

yorumsuz

10 Kas 2010

ben nasıl büyük adam olucam

google earth açtım. İssiz bi ada çöktüm. Elimde sprite winamp’ta suyun sesini dinliyorum. anliyacağiniz efkârlıyım bu gece. Dört yıl önce bu gece âşık olmuştum.
-Nerede o adam?
-yok, çek bi fırt daha

Benim bi sevgilim vardı, unuttu beni. Sütyen muhabbetinden sonra konuşmadık. Çek bi fırt daha.

Âşık oldum. Aptal âşık. Çek bi fırt daha.

Deli gibi mertkan’in param olsaydı şarkisini dinleyip kendimden geçiyorum. Çek bi fırt daha

Aynaya bakiyorum; çirkin değilim, tatliyim, güzel gülüyorum, salağım, söyleyemediğim her ne varsa bi damla gözyaşı. Yanlizim. Çek bi fırt daha.

İşsizim. Parasızım. Yoksulum. Çek bi fırt daha.

Haziranda bitmesi gereken okul on ders. Çek bi fırt daha.

Evlendirme programından cevap bekliyorum. Çek bi fırt daha.

Yeni bokumu açtım no parking diye belki oynarım. Çek bi fırt daha.

Çok içtim sarhoş olmayacağım zaten sarhoşum aşk sarhoşuyum.

Dünya da sonum senle olsa hayat bakışınla dursa gülüşünle canlansa yeniden seniseviyorum desem

Daha yazacak çok şey var da sprite bitti gel de sövme kadere.

9 Kas 2010

hale bak internette koca bulamadik tv'de bakcaz kismette


Zuhal Topal'la İzdivaç Programına katılmak için lütfen aşağıdaki formu eksiksiz olarak doldurunuz.

Adınız Soyadınız: iç ses

Doğum Tarihiniz : 18.09 1989

Doğum Yeriniz : boşkent

İkametgah Adresiniz: orada burada belli değil

Cep telefonunuz : yazarim da hiç uygun olmaz msn versem olur mu

Cinsiyetiniz : dişi

Boyunuz ve Kilonuz: 1.65 44.5

Burcunuz : buğday

Aslen Nerelisiniz: ankara

En son bitirdiğiniz okul ve bölüm: yok daha bitmedi bitecek gibi de görünmüyor

Mesleğiniz: öğretmen

Şu an çalıştığınız iş: işsizim işsiz

Daha önce hiç evlendiniz mi ? Kaç kez? Cevabınız evet ise , lütfen sıraki soruları eksiksiz doldurunuz!Daha önce evlilik yaptıysanız doldurunuz.: yok bu hatayi ilk defa yapicam

Kaç aydır bekarsınız ? Daha önce evlilik yaptıysanız doldurunuz.: doğduğum günden beri beyaz atli prensimi bekliyorum

Daha önceki evliliklerinizden çocuğunuz var mı ? Var ise kaç yaşında , kaç tane çocuğunuz var ve velayetleri kimde ? Daha önce evlilik yaptıysanız doldurunuz.:allahtan bi kaza olmadi

İş durumunuzu detaylı olarak anlatınız. Şu anda çalışıyor musunuz ? Mesleğiniz ? Aylık geliriniz? Ne kadar süredir aynı işte çalışıyorsunuz? : kreşte öğretmenim para mi o da ne elimin kiri.... gelirim iyi giderim yok

Oturduğunuz evde kaç kişi yaşıyorsunuz ? Kaç kişiye bakmakla yükümlüsünüz?: bi kendim o da zor oluyor

Zuhal Topal'la İzdivac programına başvurma nedeninizi kısaca anlatınız. : koca bulamak için ben salağimda kendim bulamiyorum

İdealinizdeki eş tipini ve eşinizden beklentilerinizi kısaca anlatınız. : bütün erkekler benim tipim

Kendinizi , karakter özelliklerinizi bir kaç cümle ile kısaca anlatınız. : şımarık mıyım ? evet! ukaLa mıyım ? evet! dengesiz miyim ? evet! uyuz muyum ? evet! gıcık mıyımm ? evet! Kendimi çok seviorum ben

dünkü olaydan sonra baktim oluyor hayyyydi gönderdim hayirlisi televizyona çikarsam haber veririm...

8 Kas 2010

ben salagım salak salak hem de çok pis duymayan kaldı mı


İlk buluşma, ilk heyecan uzun zaman sonra yeniden başlamak. Yeniden kendini anlatmak, yaş büyünce zorlaşıyor mu ne!

Hem de çok geveze adamla çocuk değil adam benden büyük olsun seneye de severim. Sürekli konuştuğundan kaşının, gözünün altındaki çizgileri ve küçük benini, anlındaki çizgileri, sakalının nereden başladığını, döşündeki kılları, ellerinde çok az tüy var, beceriksizce ütülenen gömleğini ama rengi çok hoştu. O kadar çok izlediğim ki resmini çizebilirim. Buna rağmen gözlerim fildir fıldırdı gelen geçen kişilerinin kıyafetleri, arkamızda oturan çiftin konuşmaları, plazmada izlediğim görüntüler beynim de ondan başka her şey vardı. O yanlizca karşımdaydı. Nerdeyse hiç konuşmadım, kendi farkında mı bilmiyorum ama o konuşunca insana huzur veriyor.

Ya ben asla yapılmayacak olan şeyi yaptım biri bana erkeklerin yanında nelerinin yapılmaması gerektiğini anlatmalı lütfen. Kız arkadaşım gibi konuşuyorum ilk hatam bu. Çok zayıf bi kadınım bütün kızların kıskandığı bi zayıflık bugün beni nasıl utandırdı. İkinciye hata mi dersin at kendini köprüden mi bilemem…

Her kim olursa olsun çok zayıfsın diye başlıyor,(istemesem de konu buraya geliyor) kilo al diye devam etti. Bir şeyler daha dedi utancımdan hatırlamıyorum bile sonra belimin ölçüsünü sordu (mesleği de terzi değil lan ne oluyor) 70 dedim sanki yalan 65 de nedense 70 çıktı. Vucudun orantili dedi öyle de yani ağzında ‘göğüslerin de dolgun’ demez mi. Memelerim küçük aslinda sütyen sağ olsun diyemedim daha kötüsü parmak uçlarımla sol mememe bastırdım. Boşluk…. O bakışı görmeliydiniz inanamadı. Küçükte olsa var diyedim. Memelerimin büyük ve düzgün görünmesi için sütyene ne kadar para verdiğimi bilse bu kadar şaşırmazdı. İlk defa utandım hem de çok pis. Ne kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Ona silikonlu sütyen diye bir şey var olduğu anlatmaya çaliştiğim an bittiğim andi. Çok salaktım gülmekten anlatamadım.

Nihal Ayaz her gün gönderiyor 7.62 cm daha büyük bir penis!‏ diye yerine göğüs büyütücü bişey gönderse daha iyi
Çüküm yokki büyütüğüm mika gibi dilimini büyütsem.

Hep kasımda âşık olmuştum galiba gelenek bozulmayacak beş bedende büyük beş sene demek. Ayrılırken görüşürüz dedi. Umut var gibi.

yazi biterken çalan şarki kasimda aşik güzeldir

5 Kas 2010

Kimi zaman hayati beklersin sana bir şans versin diye
Kimi zamanda radyo da sevdiğin şarki çalsın diye
Kimi beklersin iki satir yazsın diye
Kalp özler, kalp bekler, kırılır sen hiç düşünme

3 Kas 2010

Öyle Bir Gel ki Bana


Öyle bir gel ki bana;
Gitmek olmasın aklında.
Bir bebeğin gelişi gibi dünyaya
Unut, bıraktığın ne varsa.

Hiçbir şarkı anlatmasın gelişini
Ve hiçbir filmde görülmesin
Öyle bir gel ki bana;
Anlayayım, yalnız benimsin.

Kimse bilmesin bana geldiğini
Dönüş yolunu kimse göstermesin
Öyle bir gel ki bana; dönmek
Aklının ucundan geçmesin.

Tüm sevda yeminleri, sönük kalsın yanında
Böyle bir sevda görülmesin.
Ben yalnızlık uçurumu 'nun en kenarında
Öyle bir gel ki bana; düşmek
Aklımın ucundan geçmesin

Orhan Veli

yorumsuz

31 Eki 2010

tanrıyla aramız limoni


İyice yağmur gibi bastırdı bu yalnızlık.
Her damlasında boğuluyorum çay bardağımın içinde ölümü bekleyen zavallı ben, tanrı çok meşgulmüş bu aralar bir ara Azrailli göndereceğini söyledi ama o da unuttu beni unutulacak kadını mıyım?

Ben tanrıyla konuşuyorum diye deli sanmayın beni konuşuyorum cevabı da ben veriyorum.
Nitekim içimdeki tanrıyla konuşmak bilseniz nasılda benim gibi düşünüyor.
Mutlu ol diyor ama nasıl olacağım hakkında hiç bir fikri yok.
Mutluluk ol diyince olunmuyor ki.

Bazen bir gülümseme bazen bi arkadaş bazen bi sevgili bazen de küçük bi hediye mutlu eder.
Beni biri ya da bir eşya mutlu etmesin istiyorum.
Ben kendime yetmeliyim kendimi kendim mutlu etmeliyim.

Mutlu olmayı beceremiyorsan bu kendi hatam mı?
Biraz ilgiye biraz sevgiye muhtacım acımayın bana canımı en çok bu acıtır.

iç ses yorumu: mutluluk nerede satılıyor, söyleyinde bi kilo alıp geliyim

Kurtulur muyum bunalımdan hamakta sallansam

Gel yanıma otur anlat ne oldu bize
sen nereye kayboldun
tam da kalbime oturmuşken
özür dilerim sen oturmadın ben zorla oturtum seni
niye kalktın ki böyle iyidik
ben iyidim mutluydum sevgi doluydum
niye gittin ki
gel
ne olur gel
zamanda geçse acın hep taze
unutmak kolay değilmiş
kalbimde bi hançerle yaşıyorum
lanet olsa hançer canımı nasıl acıtıyor
bilemezsin ki nerden bileceksin
sen hiç yoktun ki
hayatımın, kalbimin en güzel yerdeyken bile sen yoktun aslında
bi var bi yok
ama yokluğun ruhunu kasıp kavuranan rüzgardı
seni özlemeye dargınım özle özle nereye kadar

29 Eyl 2010

Ben o kadın olamadım

Bu adam her sabah aynı kadınla uyanmak istiyor ve o kadın ben değilim. O adamdan nefretle ayrılmış olsam da en çok bu koyuyor. Lan ikimizde kadınız ne var bende bulamayıp onda bulduğun hele de farklı kadın diye bir şey yokken. Hepimiz evlilik meraklısıyız, çocuk doğurmak istiyoruz ve bunları yapacak saf bi herif arıyoruz. Sadece dilimiz farklı evet istiyoruz deriz ya da istemiyorum canım ne evliğini (iç ses: yalan)

1 Eyl 2010

bir mesajınız var

Merhaba.
İsmim Mert. Ege Üniversitesinde asistanım (Tıpta). Normalde face kullanmıyorum. Bu adresi bir arkadaşımı bulmak için aldım. (Baktım hiç arkadaşı yok resim, bilgi falan hiç bişey yok) Ama onu ararken resmine takıldım. (EN BOKTAN RESMİMİ KOYDUM Bİ DE bak sen) Sana yazmak konusunda tereddütlüyüm aslında ama içimde kalsın da istemiyorum. (bak sen) Bazı gözlemlerim var seninle ilgili. Bunun tuhaf olduğunu biliyorum. Yani bir resimden yola çıkarak neler yazılabilir. Ancak ortalamanın çok üzerinde bir gözlem yeteneğimin vardır. Basit bir resimden onlarca çıkarımda bulunabilirim. Öncelikle şunu söyleyeyim. Öteki kızlar gibi değilsin. Farklı bir esinti var üzerinde. Lodosla poyraz arası dehşet gelgitlerle dolusun. Sonra, güzelliğini gençliğine borçlu olan kızlardan değilsin.

Yirmi sene sonra da yıkıcı bir güzelliğin olacağından eminim. Ayrıca hanımefendi bir bakışın var. En azından benim etrafımda dolanıp duran “tiki” sınıfından ayrısın. Tabi güzel bir ruhun olduğunu da düşünüyorum. Hatta senden bile güzel. Yani sen güzelsin ama o senden bile güzel. Bir de.. Sanırım birkaç kez çok kırmışlar seni. Hüzün var yüzünde. Olgunlukla tebessümün arasında rengi değişip matlaşmış, ama hüznü tanıyan bir gözden kaçmayacak derin bir hüzün. Öyle işte Deniz.(şu an elime mendil almış zır zır ağlıyorum.)

Güven meselesini birkaç mesajla çözebileceğimi düşünüyorum. Buradan bile sana kim olduğumu ispat edebilirim. Seni bir miktar tanıdıktan sonra.. Tabi seni tanımama izin verirsen??

Tüm içtenliğimle yazdım..(Tıp değil de edebiyat okusaydı eydi)

Sevgi ile..

Not: Okul öncesi öğretmenisin galiba??(HOP dur şurda herif doktor olacak ne işi var okulöncesi sitesin de) O tarz bir grupta rastladım sana. Ha ayrıca Ankaradayım şuan:) Bir günlüğüne geldim. (öğretmen ve doktor aşkı yok yok üstü kalsın)

CEVABIM AZ SONRA

Merak eden varsa söylüyorum herifle konuşmadım, uzun uzun yazmış ama ilgimi çekmedi.

ilk başta adım soyadım yazıyordu, sonra vazgeçtim adımı iki kere yazdım, resmimi kaldırdım. evet kabul ediyorum bende fake hesap olmuşum. İyiki de olmuşum. Bana gelen mesajlar, arkadaşlık teklifleri fazlasıyla geldi. doktor olacak apaçi gibi mesaj yazanlarda var, filiz sevişelim muhabbetini yapan herifte var.
sanal dünya ayrı bişey insanlar birbirini görmeyince daha mı cesur oluyorlar
başka kimliğe görünmek daha mı kolay oluyor
düşündüklerini daha rahat mı ifade ediyorlar
ben denizim deniz olmalıyım mantığı bi tek bende mi var

bendenizin yorumu: kendimi kötü hissettiğim zamanlar da okuyup okuyup güldüğüm mesajlardan biri.

31 Ağu 2010

kendimi bi günlüğüne prenses ilan ediyorum var mı itirazı olan


Eğer prenses olsaydım, parıltılı bir taçım olurdu ve zarif mor ayakkabılarım, sevimli mor elbiseme uyan.

Kralla yani babamla balo salonun da vals yapardım.

Başımı ipek yastıklarda dinlendirir, pırlanta yüzük takardım.

Her gün başka bir pelerin giyerdim, mor, pembe ya da yeşil

Ve bir gün bende büyüyüp annem gibi kraliçe olurdum.

bendeniz'in yorumu: keşkelerden nefret ederim, eğerleri severim.
Eğer prenses olsaydım ama değilim


‘Bu gün kendimi prenses ilan ediyorum’ dedim. Annem taçımı aldı, toz bezini verdi. Meğerse ben külkedisiymiş.
 

21 Ağu 2010

hayalhavuzu.com baktım bütün millet burada

Benim hayalim de: Kainat güzeline ''ay bu çirkinlikle nasıl birincin oldun sen'' demek istiyorum.
Kendi çirkinliğimi görmeden :) hayalim nasıl ama
610. hayalmişim.

Bi de şey yazıcaktım ''lost'un finalini tekrar yazmak'' bu sıktı biraz

Öpülesi Hayaller

Tv'de 118 80 bilinmeyen numaralar reklamını yapan reklam ajansını, 11880 tane dinamitle havaya uçurup bi binanın terasından keyifle seyretmek istiyorum. Baris B.

hayalperest bir insan değilim. basit: uçak, helikopter, vb. taşıtlar olmaksızın uçmak istiyorum. Hayal B. YA BU BENİM HAYALİM AMA

1 günlüğüne metro sürücüsü olmak istiyorum. Melike E.

Ünlü bir çizgi film karakterini seslendirmek istiyorum. Cem A.

8 Ağu 2010

“Sanki haftalar değil de yıllar önce, ben de herkes gibi bir insandım”

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/22138/bir-idam-mahkumunun-son-gunu

Victor Hugo'nun harika eserinin harika bir yorumu. Etkileyici olan metin Sezai Aydın üstadın sesiyle daha da can alıcı olmuş.

Nerden çıktı bu gece gece zaten bozuk psikoloji. Sevgili Mesut Bahtiyar da gördüm linkini, bir saat boyunca idam mahkûmunu adamın ben olduğumu hissettim. Görüntü yok zaten trt radyosu tiyatrosuymuş ki ben ilk defa duydum böyle bir şey olduğunu. Tiyatro denince görüntü, kişiler geliyor insanın aklına ne görüntü ne de başka bir şey.

Sadece ses. Etkileyici bir ses. Gözüm kapalı hayal ettim. Öleceğim zamanı bilsem mahkum gibi çıldırdım. Günleri, saatleri, dakikaları saymak ne büyük işkence. Öleceğin zamanı bilmemek ama öleceksin bunu bilmek güzel. Biri sana yarın üçte öleceksin demiyor, gelecekte bi gün öleceksin. Umarım çok yakın bir zaman değildir.

“Sanki haftalar değil de yıllar önce, ben de herkes gibi bir insandım” sözleriyle başlayan roman okunmaya değer. mahkûmun kendinden önce giyotine gidenlerin bekletildiği hücreye konduğunu okunduğu sahne bittim ya. Mahkumun adına baktım hiçbir yerde yok dinlediğim kayıtta da beş hafta önce öleceğini bilen isimsiz adam olarak tanıyorum seni.

1789 da Doktor Guillotin'in millet meclisine kafanın bir makinayla uçurulmasını önermesiyle yapılan adi suçların infazı için kullanılan makinaymiş. Tarih öyle yazmış, öğrendim ki kendi kazdığı kuyuya düşmüş. Ne haber? Daha sonra bu makineyle öldürülmüş.

Fransa insan hakları diye kıçını yırtıyor. Kendi geçmişini görmezden gelerek. Fransız ihtilali iyi mi oldu. Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başladı da uygulanıyor mu ki her şey fasa fiso….

Ermeni soykırımı var diye neler yaptılar size. Ermeni soykırımı müzesi bile var: komik bu Fransızlar. Tarih dersi yüzünden nefret ediyorum: Rumlardan, İngilizlerden, Fransızlardan, savaşta bize kıçını dönen Araplardan…

Aldatmayı affederim ama nankörlüğü asla

bla bla bla yorumu: link eklemeyi beceremeyen ben hala beceremiyorum

4 Ağu 2010

ev,iş, hayallerim

Artık mavi görüyorum yanlış duymadınız mavi.

Çocukken daha büyümedim ama biraz daha küçükken göz rengi mavi olanların dünyayı mavi gördüklerini düşünürdüm. Ne güzel mavi bir dünya….

Büyümek kötüymüş, ah gerçekler onlarda her şeyi benim gibi görüyormuş.

Açık mavi bakıyorum hayatta, gözlerimim lens olduğu belli. Koyu kahve gözlerime mavi olmaz diyenler varsa beni görmeliler. Vampir oldum. Amy Lynn Lee gibi bakıyorum İlk bir hafta aynaya bakıyorum başka bi kadın var. O kadar dehşet olmuş anlıycan.

Basit aslında gözüne mavi naylon gibi bir şey katıyorsun. Yıllardır arkadaş olduğum gözlük hoop çöpü boyladı. Hala anlayamadım nasıl oluyor da görebiliyorum. Müthiş bi şey

bi de lensle nasıl gözlüksüz görebildiklerine aklım ermiyor bi türlü.

Yazmaya başlamadan önce düğünden geldim. Anlayın ruh halimi. Şimdi de başka bi sokak düğünün sesi milletin mutluluğunu dinlemek zorunda mıyım düğünlerden nefret ediyorum evet hala koca bulamadım hala yalnızım bu kadar. Allahtan gelin şişkoydu yoksa uyuyamazdım sinirden aslında şimdi de uyumam çirkin ve şişko hatun herifi kandırmış helal biz bu güzellikle kandıramıyorsak işimiz zor gülüm.

Uzun zamandır yazamıyorum anladım ki yazmamiçin bunalıma girmem gerek. Mutluyken yazamayanlardanım.

Hayatım da aynı tas aynı hamam ev,iş, hayallerim

6 Haz 2010

masallar mutlu sonla bitmeli


Küçük deniz kızı masalı

Denizler kralının denizin altında bir büyük kalesi vardı. Kral bu kalede yaşardı. Kralın sekiz kız kardeşi vardı. Bunlar deniz kızlarının ayakları yok, balık gibi kuyrukları vardı.

Bir gün küçük deniz kızı bir gemi gördü. Deniz kızı gemiye yaklaştı. Gemideki erkek ve kadınları görmek istedi. Kadın ve erkeklerin kuyrukları yoktu, bacakları vardı. Bu sırada deniz kızı gemide yakışıklı bir erkek gördü. Onu çok beğendi. (Valla adam çok tipsiz, bi boka da benzemiyor. Gönül otta da konuyor, boka da… Ben hiç otta konduğunu görmedim ama neyse.)

Az sonra denizde büyük bir fırtına çıktı. Dev dalgalar oluştu. Gemi battı. Kadın ve erkekler denize atladılar. Gemi batınca yakışıklı genç adam bayıldı. Denizin derinliklerine indi. Ölmek üzereydi. Deniz kızı genç adama yardım etti. (Tam da burada deniz kızını kınıyorum. Kadınları ve erkekleri değil sevdiği adamı kurtarıyor. Ah kadınlar… ) Onu suyun üzerine çıkardı.

Genç adama yakışıklıydı. Deniz kızı onu çok sevdi. (şıp sevdi dedikleri bu olsa gerek, oğlan bir şeye benzese içim yanmayacak.) ama deniz kızının bacakları yoktu.(tek sorunda buydu zaten)

Deniz kızı deniz canavarına gitti.(hakketen canavar dokuz tane yılan var kafasında tıs tıs) bacaklarının olması için ondan yardım istedi.(özür dilerim canavar hatun ben seni kötü biri sanmıştım. Önyargılarımdan bir türlü kurtulamıyorum) Deniz canavarı, ‘‘Bu ilacı iç, kumsala doğru yüz ve genç adamı tekrar bul.’’ dedi. Deniz kızı ilacı içti ve kumsala doğru yüzdü.

Deniz kızı kumsalda genç adamı gördü. Yanına gitti. Artık bacakları vardı. Genç adamla konuştu. Onu yakından tanıdı.(kaç yaşında, mesleği ne, maaşı ne kadar, evi, arabası, ssk’sı var mı? Acep sormuş mudur, meraktan kuduruyorum. ) Ama adamın başka bir sevgilisi vardı. (Aynı Fransız kontesi gibi hatun, pek çirkin be) Bizim mal bu duruma çok üzüldü.

Deniz kızı, kardeşlerinin yanına döndü. Tekrar deniz malı oldu pardon kızı diyecektim. Çok mutsuzdu. Kız kardeşleri ona, ‘‘Neyin var? Çok üzgün görünüyorsun! ’’ dediler. Deniz kızı cevap vermedi. Suyun üzerine çıktı ve giden gemiler baktı. Bütün gemilerde sevdiği adamı aradı.

Çocukların okuması için yazmışlar bir de. Tesadüf bu ya bende okumaya başladım. Başladım ağlamaya, çocuklardan biri sordu: ‘‘öğretmenim sizinde mi sevdiğiniz başka birini seviyor’’gel de anlat anlata bilirsen bi de çocuk sorduğu soruya bak, bazen beni deli ediyorlar.

Küçük deniz kızıyla tek ortak noktamız isimiz gibi görünse de o da deniz bende, o da mal bende. Yazılacak çok şey aman boş ver gitsin. Hadi denizciğim geminin arkasında birlikte el sallayalım.

bla bla bla yorumu1: Bi boka benzemeyen herif deniz kızına aşık olmalıydı. Evlenip mutlu olmaları gerekirdi. Evlilik meraklısı değilim sadece bize öğretilen bu insanlar evlenirler,çocukları olur mutlu olurlar.

bla bla bla yorumu2:Belki bi masalda daha yazarım, sonu mutlu biten

bla bla bla yorumu son: masallar mutlu sonla bitmeli

özledim

Özledim seni, bunu kendime bile itiraf etmekte zorlansam da doğru olan bu.
Parfümünü değil kendi hayvani kokunu, tenini, yemyeşil ot gibi bakışını, benciliğini, inatçılığını, her an ağlayacakmış gibi bakan gözlerini, hiç beceremesen de felsefe yapmanı, sıcacık içimi ısıtan gülüşünü ben seni özledim.

Her şeyinle seni özledim.
Ben seni özledim.

Önce sevmeyi öğrendim sonra güvenmeyi sonra aldatılmayı sonra aldatmayı ve ayrılık şu ölümden beter olan şey. Sen ne kimisinde bana bunlar öğrettin!

Sen gelsen, benim olsan hiç gitmesen özlem bitse, hasret bitse kavuşsak mutlu olsak hayal kurma diyor iç sesim artık hayallerde mutlu olur oldum.
Sevmek yetmiyor mutlu olmak için acı da olsa insan öğreniyor. Yaşamak öğrenmek değil miydi?

Yaşadığını biliyorsun seni sevdiğini biliyorsun sen mal mısın git mutlu ol.
Haydi gel benimle ol diyememek, içimi acıyor.
Yaşam çok boktan gurur ne biri bana anlatsın. Öyle lanet bişeydir ki bazen sevdiğinizi bile birine söyleyemezsin. Gurur insanı mutluluktan uzaklaştırır. Ne kadar doğru? Sorularla kafayı yemiş durumdayım.


Onu severken nasıl başkasına dokunabilirsin ki. Aklım almıyor, yapamıyorum. Hep aklımdasın kime baksam sensin, bütün erkekler sensin, bütün kadınlar sensin, yağmur da sen yağan sesin, esen sert rüzgâr da sensin, temmuzun tenimi kavuran güneşi sensin, tanrının bana armağanı da sensin, tanrının bana ızdırabı da sensin, hem iyisin hem kötü, hem günahsın hem sürpriz yumurtası. İn misin cin misin?

Sevgi ne? Seviyor muyum? Sevmiyorsan bu özlem kime? Mutlu olmak suç mu?
Sorular var. Cevaplar nerde kimde.
Niye yanımda değil, sevgi kavuşmaya engel mi?
Sorularımla baş başayım cevaplar yok.

Bilim adamları daha cevapları bulamadılar bulsalar sevgiyi de kaldırlar ortandan. Yutuyorsun hapı duygusal ortadan kalkıyor. Hissetmiyorsun, sevmiyorsun, nefret etmiyorsun, özlemiyorsun. Ottan farkın yok yani. O kadar acımız olma deniz, bizi hayvanlardan ayıran tek şey şu beynimiz ya bende var mı? yok mu? o ayrı bi konu.
Aşkın ömrü dört yılmış iki buçuğu doldu altı ay sonra bitecekmişsin son bir yılda yeni birini bulmak için arayış yıllıymış.

Ben yine seni aramak istiyorum, bıraktığım yerde ol seni sevmek güzel sen beni sevmesen de aşkın ömrü bitince yine seni bulmak istiyorum.

Unutup unutup yeniden sevmek istiyorum. Doğru ben manyağım, acı çekmeye bayılıyorum.

Seni unutmak için kaç kapak daha lazım.

10 May 2010

mutluluk



Çatısı akan bir evde eşinle, çocuklarınla, köpeğinle, kedinle, tavuğunla, perdesi olmayan, doğru dürüst eşyası olmayan, şemsiyeyle beraber uyumak zorunda olup yine de huzur içinde ailecek beraber uyumakmış mutluluk.

12 Nis 2010

Dar ayakkabı...

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.
Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.
Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir...
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu...
Bekir COŞKUN

ceyhun yılmazın sesiyle şiire can verdiği video kaçak ayrilik şarkisiyla eşlik ediyor.

Sonuna bile bile ölüme gitmektir bazen aşk


İlk görüşte aşk böyle başladı. Adı üstünde yıldırım aşkı. Gördüm, beğendim, parasını verdim onlar artık benimdi ya da kimse benden alamaz. Benim o. Ayakkabı aşktır. Benimde topuklu ayakkabılar var. Çok güzeller ilk defa giyeceğim. Ayak alışkın spor ayakkabıya zorlanacağım biliyorum ama her şeye rağmen denemek istiyorum. Bir kadının olmazsa olmazı, benimde olmazsa olmazsım olacak.

Giydim ayağıma. Günlerce, aylarca, yıllarca beraber olacaktık. Hayır, hayal kurmuyorum ayrılmak istemiyorum. En azından eskiyene kadar. Aynanın karşısında saatlerce baktım. Birbirimiz için yaratılmışız saçmalığı bu olmalı.

Yavaş yavaş canımı acıtmaya başladı. Önce vurdu, sonra kanattı. Acı dayanılmazdı. Parmaklarımı acıttı su mu topladı ne. Artık bir kez bu hatayı yapmış bulundum ve yürümek zorundayım, sokağın ortasında o ayakkabılarımı ayağımdan çıkarma arzusuna zor karşı koyarak çektiğim acıya tahammül etmeye çalışsam da olmuyor. Dayanamadım, çıkardım. Toz toprak demeden yürüdüm. Ağlaya ağlaya ayakkabısınız yürümek zormuş, o an öğrendim bunu. Ayakkabının sürtündüğü bileklerin arkasındaki o lanet bölge kızardı, kanadı, kabuk bağladı, arada ince ince sızılıyor ve kalıcı bir iz, geçmesi bir yaz sürüyor, sürekli topuklu ayakkabı giyen tüm kadınların bileklerinin arkasında görülebilecek kırmızımsı kahverengi küçük bir imza bırakıtı. Sonra da yara bandıyla kapat kapata bilirsen.
Bu yaptıklarından sonra onunla olmam imkânsızdı. Attım doladın en ücra köşesine.

Vakit bir türlü geçmezken aylar geçmiş. Kapı çalındı. Ayakkabılarım bir kadının ayağındaydı. Çok beğendim artık benim dedi. Çekti gitti. Kalan iki gözyaşı da boşa gitti. Yakışmış mıydı bakmadım bile. Çektim gittim. Dolapta bulamadım. Her tarafa baktım. Anladım o artık benim değildi. Başka bir kadının olmuş. Giden gitmiş, kalan yine aynı yerde sürünüyor. Acıdım kendime. Kendimi çaresizce bakarken buldum.

Vakit bir türlü geçmezken aylar değil, yıllar geçmiş. Islak yastıkta uyuduğum günler. Kapıda topluklu ayakkabılarım duruyordu. Üstüne atmak için zor tuttum kendimi. Bana gelmiş, yine benim olacak diye sevindim. Durdum, yine aynı acıya katlanabilir miydim?

''Yine benim ol'' dedi. Bir ayakkabı kaç kere giyilir. Erkek kadının kalbini kaç kere kırar.
İlk ayrıldığımda birinci kattan düştüm burnum bile kanamadı. Çabuk bitti aşk. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?

İkinci ayrıldığımda üçüncü kattan düştüm. Nasıl o kadar basamak çıktığıma şaşırmışken üçüncü kattan düştüm. Kolum, bacağım kırıldı. Doktorlar kalbimi bulamadılar meğerse bunca yıldır kalpsiz yaşamamışım

Üçüncü ayrılık mı o zaman ölürüm ben. Öleceğini bile bile ölüme gitmek. ''Cesaretin var mı aşka'' dedi. Cesaret mi o da ne. Sonuna bile bile ölüme gitmektir bazen aşk.

Msn adresimi eklemiş, tabi bende tanımadı. Yazmaya başlayınca tanıdım. Konuşmamak için günlerce direndim ama nafile bıraktım ipleri girdi içeri. Anlatmaya başladı, daha önce hiç konuşmamış gibi hiç susmadı. Dedim herhalde nikâh şahidim ol diyecek. ‘‘Nikâh masasına oturdum işte dayamak çok zormuş böyle sevince’’ şarkı hazır tam söylemeye hazırım.

Topuklu ayakkabım aşk olmuş, nişanlanmış, terk edilmiş. Aaaa nasıl olduysa beni hatırlamış. 2007 Eylülden beri görüşmüyoruz. Tarihi nereden hatırlıyorum, ÖSS ikinci ek yerleştirme başlamıştı. Bende o yerleştirmede kazandım. Tanıştığımız günü de hiç unutmam 10 Kasım dı.

Atatürk’le başlayıp üniversiteyi kazanmamla biten aşk. Vay be! Bitti diyemem, sevmiyorum diyemem, mutlu ol diyemem, benden daha iyilerine layıksın diyemem. Ben senden ayrılırım senin haberin olmaz. O ek yerleştirme günü var ya pazartesi akşamı sana sımsıkı sarılmıştım, o gün vazgeçtim.
Aşk acısını topluklu ayakkabı acısına benzetmek tuhaf olabilir ama acı aynı. İsteyerek acı çekmekte denir buna.

Seni kullandım ve bitti diyecek kadar acımasız nasıl oldum ben. Herhalde buna da yaşam deniyor.

26 Mar 2010

sakızı çaldım hem de cebimde param varken



Aldatmak bakkaldan sakız çalmaktır. Her yiğidin harcı değildir. Bakkalın gitmesini bekleyeceksin ya da bir şeyler oyalandığında yakalanma korkusuyla gözlerini dört açacaksın kimseye yakalanmayacaksın.

Sakızı çekinme den utanmadan kalbin küt küt atarken, ellerin terlerken cebine atacaksın. Yakalanırsan yandın. Evet, kimse bakmıyor. Hadi uzan al onu, hayır alamam, benim param var. Parasıyla alıyım. Parasıyla da benim olabilir ama aynı hazı alamam. Sakız artık cebinde, hazının doruka çıktığı nokta. Yakalanmaman, bir kere daha yapman için ikinciye zemin hazırladı bile. Bir daha yapacaksın. Daha zor hedef olacak.

Artık hırsızsın, yine çalacaksın, çaldıkça açlık hissi azalacak. Sadece çaldığın an azalacak, sonra tekrar isteyeceksin. Tadını aldın, hoşuna gitmedi mi? Çaldığın sakızda olsa ekmekte parada olsa herkes damgayı basacak. Sen artık hırsızsın ve hırsızlıkta çaldığın eşyanın büyüklüğünü, küçüklüğü olmaz. Aldatmak için illa sevişmek gerekmez. Bazen bir bakış da kâfi. Küçük dokunuş, göz kırpışı, tatlı gülümse…

İtiraf etmek gerekirse bende sakız çaldım. Onu aldattığım anlamına gelse de sevgim hiç değişmedi. Pişmanda olmadım. Yıllar geçti nedeni hala bulamadım. Belki de aradığım şey küçük bir heyecandı.

Hz. Adem kadar doğru dürüst erkek yoktur. Havva çok güzelsin derken yalan söylemedi. Ondan başka kadına bakamadı bakamadı. Çünkü ondan başka hatun yoktu. Hem istatistik bilgelere bakacak olursak aldatmayan erkek oranı %0 aldatmayan kadın oranı %20 merak etmeyin az kaldı yakın da durum eşitlenecek. (istatistik bilgiler gerçeği yansıtmıyor onları ben yazdım kendince zaten anlasam istatislik okurdum. )

Hz. Adem aldatılmayan tek erkek olmadığı anneden biliyorum. Hep erkekler aldatır diye bilinse de günümüz de bu durum eşittendi. Bağlanma korkusu, güvensizlik, tatminsizlik, bir anlık sinir, ego tatmini, macera, o aldattı bende aldatırım mantığı bla bla bla

Ya ben erkek ya da kadın neden aldatır bir neden bulamıyorum tatmin edici. Ondan şu sonuç çıkıyor; aldatmanın bir nedeni yok. Ayakkabı almak gibi aşık olurum ve parasını öderim. İki gün sonra sıkılır, atarım bir kenara acı ama yaptığım şey tam da böyle bir şey.

Bir kadın olduğum için mi bilmiyorum ya aldatmayan erkek vardır. Olmalı en azından. Aldatmayı sevgilini değer vermemek olarak algılayan bir erkek olmalı. Tamam, bıraktım; pollyannacılık oynamayı; oyunculuğa karşı yeteneğim yok. Zorlamayım kendimi

Bilir kişiye sordum: hülya avşar ne dedi
"Aldatmak zevkli bir şeydir. Aşk ile aldatmayı karıştırmamak gerekir.Aldatılmak bir çeşit değişiklik ihtiyacı, aşk ise insanı yeniden doğmuşa döndüren, yürektan gelen çok güçlü bir histir. Kabul etmek gerekir ki, aldatılan için zordur ama başına geldiğinde hiç de fena değildir" dedi.

"Şu aldatmayı doğru algılamak gerekiyor. Her evli erkek ya da kadının başkalarıyla ilişki kurması aldatmak değildir. Aldatmak günlük ya da bir kaç kerelik yapılan değişiklik ihtiyacını gidermek, kendini iyi hissetmek ya da kendini kahraman hissetmek için kurulan ilişkidir. Ama bir başka kişiye kalbin çarpıyor, yüzün gülüyor, kendini yeniden doğmuş gibi hissediyor, onu düşündükçe tahrik oluyor, hep onun da yanında olmak istiyor, gözün hiçbir şey görmüyorsa işte bu aşktır. İşte bu bulduğun an yaşanacak bir şeydir. Ne kadar süreceği hiç önemli değil. Süresi her ne olursa olsun insanı en az 10 yıl geriye götürüyor."

bla bla bla bla yorumu

Aldatan; aslında kendi aldanandır. Aldatmak bir ruh hastalığıdır. Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf gibi başlamayacağım.

Tamam tamam sustum.

23 Mar 2010

bi burada eksiktim


Sanal çevreyi genişletmek lazım, on dokuz tane sosyal paylaşım sitesi varmış.
Tabi ben buraya yazana kadar yirmi olmadığıysa her yere üye oldum.
Baktım herkes kendince yazar olmuş, kızın senin neyin eksik dedim.
Sonunda buraya da bulaştım, virüs gibi her yerdeyim, kimsecikler göremiyor ben yazık yazık. Benim gördügünüz mü? hemen kaçın, sonra pişman olur musun.
Twitter, facebook, friendfeed,..... o bu derken bi de buraya el attım.
Hepsinde farklı isim farklı avatar kullansam da hepsi benim.
Kişilik bölünmesi gibi on dokuz tane ben korktum bi anda, ben bir taneye dayanamazken nasılda çoğalmışım.
Bak sen.

hoşgeldim