12 Nis 2010

Dar ayakkabı...

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.
Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.
Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.
Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.
Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir...
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu...
Bekir COŞKUN

ceyhun yılmazın sesiyle şiire can verdiği video kaçak ayrilik şarkisiyla eşlik ediyor.

Sonuna bile bile ölüme gitmektir bazen aşk


İlk görüşte aşk böyle başladı. Adı üstünde yıldırım aşkı. Gördüm, beğendim, parasını verdim onlar artık benimdi ya da kimse benden alamaz. Benim o. Ayakkabı aşktır. Benimde topuklu ayakkabılar var. Çok güzeller ilk defa giyeceğim. Ayak alışkın spor ayakkabıya zorlanacağım biliyorum ama her şeye rağmen denemek istiyorum. Bir kadının olmazsa olmazı, benimde olmazsa olmazsım olacak.

Giydim ayağıma. Günlerce, aylarca, yıllarca beraber olacaktık. Hayır, hayal kurmuyorum ayrılmak istemiyorum. En azından eskiyene kadar. Aynanın karşısında saatlerce baktım. Birbirimiz için yaratılmışız saçmalığı bu olmalı.

Yavaş yavaş canımı acıtmaya başladı. Önce vurdu, sonra kanattı. Acı dayanılmazdı. Parmaklarımı acıttı su mu topladı ne. Artık bir kez bu hatayı yapmış bulundum ve yürümek zorundayım, sokağın ortasında o ayakkabılarımı ayağımdan çıkarma arzusuna zor karşı koyarak çektiğim acıya tahammül etmeye çalışsam da olmuyor. Dayanamadım, çıkardım. Toz toprak demeden yürüdüm. Ağlaya ağlaya ayakkabısınız yürümek zormuş, o an öğrendim bunu. Ayakkabının sürtündüğü bileklerin arkasındaki o lanet bölge kızardı, kanadı, kabuk bağladı, arada ince ince sızılıyor ve kalıcı bir iz, geçmesi bir yaz sürüyor, sürekli topuklu ayakkabı giyen tüm kadınların bileklerinin arkasında görülebilecek kırmızımsı kahverengi küçük bir imza bırakıtı. Sonra da yara bandıyla kapat kapata bilirsen.
Bu yaptıklarından sonra onunla olmam imkânsızdı. Attım doladın en ücra köşesine.

Vakit bir türlü geçmezken aylar geçmiş. Kapı çalındı. Ayakkabılarım bir kadının ayağındaydı. Çok beğendim artık benim dedi. Çekti gitti. Kalan iki gözyaşı da boşa gitti. Yakışmış mıydı bakmadım bile. Çektim gittim. Dolapta bulamadım. Her tarafa baktım. Anladım o artık benim değildi. Başka bir kadının olmuş. Giden gitmiş, kalan yine aynı yerde sürünüyor. Acıdım kendime. Kendimi çaresizce bakarken buldum.

Vakit bir türlü geçmezken aylar değil, yıllar geçmiş. Islak yastıkta uyuduğum günler. Kapıda topluklu ayakkabılarım duruyordu. Üstüne atmak için zor tuttum kendimi. Bana gelmiş, yine benim olacak diye sevindim. Durdum, yine aynı acıya katlanabilir miydim?

''Yine benim ol'' dedi. Bir ayakkabı kaç kere giyilir. Erkek kadının kalbini kaç kere kırar.
İlk ayrıldığımda birinci kattan düştüm burnum bile kanamadı. Çabuk bitti aşk. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?

İkinci ayrıldığımda üçüncü kattan düştüm. Nasıl o kadar basamak çıktığıma şaşırmışken üçüncü kattan düştüm. Kolum, bacağım kırıldı. Doktorlar kalbimi bulamadılar meğerse bunca yıldır kalpsiz yaşamamışım

Üçüncü ayrılık mı o zaman ölürüm ben. Öleceğini bile bile ölüme gitmek. ''Cesaretin var mı aşka'' dedi. Cesaret mi o da ne. Sonuna bile bile ölüme gitmektir bazen aşk.

Msn adresimi eklemiş, tabi bende tanımadı. Yazmaya başlayınca tanıdım. Konuşmamak için günlerce direndim ama nafile bıraktım ipleri girdi içeri. Anlatmaya başladı, daha önce hiç konuşmamış gibi hiç susmadı. Dedim herhalde nikâh şahidim ol diyecek. ‘‘Nikâh masasına oturdum işte dayamak çok zormuş böyle sevince’’ şarkı hazır tam söylemeye hazırım.

Topuklu ayakkabım aşk olmuş, nişanlanmış, terk edilmiş. Aaaa nasıl olduysa beni hatırlamış. 2007 Eylülden beri görüşmüyoruz. Tarihi nereden hatırlıyorum, ÖSS ikinci ek yerleştirme başlamıştı. Bende o yerleştirmede kazandım. Tanıştığımız günü de hiç unutmam 10 Kasım dı.

Atatürk’le başlayıp üniversiteyi kazanmamla biten aşk. Vay be! Bitti diyemem, sevmiyorum diyemem, mutlu ol diyemem, benden daha iyilerine layıksın diyemem. Ben senden ayrılırım senin haberin olmaz. O ek yerleştirme günü var ya pazartesi akşamı sana sımsıkı sarılmıştım, o gün vazgeçtim.
Aşk acısını topluklu ayakkabı acısına benzetmek tuhaf olabilir ama acı aynı. İsteyerek acı çekmekte denir buna.

Seni kullandım ve bitti diyecek kadar acımasız nasıl oldum ben. Herhalde buna da yaşam deniyor.